Route 66: ‘Amerikana’yı Arayan Gezginlerin Rotası

Route 66
Route 66

Disney ve Pixar tarafından çekilenArabalar filminde anlatıldığı gibi, eskiden küçük kasabalar ve Chicago’dan başlayıp çayırlar ve çöllerin içinden geçerek Los Angeles’a kadar uzanan, ABD’nin güneybatısını bir örgü gibi ören bir yol vardı. Seyahat eden pek çok insan için Route 66, batı yönünde Kaliforniya’ya uzanan en iyi rotaydı; ki bu rota, John Steinbeck’in “Gazap Üzümleri” eserinde Joad ailesinin 1930’lardaki Büyük Buhran’ın getirdiği yoksulluktan kaçışlarında kullandıkları “Ana Yol” olarak ölümsüzleşmiştir.

Route 66, ABD’de 1950’li yıllarda bütünleşik bir eyaletlerarası ulaşım ağı inşa edilmeden önceki ve karayolu seyahati deneyimi, sürücülerin 110 kilometre hızla giderken gözlerinin önünden akıp giden görüntüye yemek yiyecekleri ve dinlenebilecekleri bir yerde durmak zorunda kalıncaya kadar ne kadar dayanabileceklerinin bir sınavı haline gelmeden önceki nostaljik bir yer ve zamanın somut halidir.

ABD’de insanların gerçekten yaşadığı ve çalıştığı yerlerden geçen bugünkü eyaletlerarası yolların aksine Route 66, ABD’nin kalbine giderek, seyahatçileri neon ışıklı tabelalarla reklam yapan ucuz moteller, Yerli Amerikalıların pazarları ve garip isimli barlar ve restaurantların içinden geçiriyordu. Uzun yol yapan seyahatçiler, yolculuğun bir parçası olarak  yerel kültürü tanıyor, yerel kültürler de dış dünyayla böylelikle bir bağ kurabiliyordu.

Yolculuğu bir hedefe varmak için araç olarak değil de yolculuğun kendisini bir amaç olarak gören kişiler arasında eski Route 66’e olan ilgi –ABD’nin dışında bile- zirve yaptı. Neyse ki eski yolun yaklaşık yüzde 80’i hala ayakta; ve pek çok insan da yolcuları artık pek uğranmayan yerlerden götüren bu seyahatin güzelliğini korumak için çalışıyor.

“Gerçek Amerika”yı, yani yöresel şiveleri, yerel yemekleri, ve herşeyin kendi halinde olmasından mutlu olan insanları arayanlar, istediklerini Route 66’da bulabilir.

Kuzey Amerika’nın bir ucundan diğer ucuna otomobille yapılan ilk seyahat, bir araba satın alacak kadar çok zengin olan bir beyefendi, araba teknisyeni ve sahibinin düşünceliliği sayesinde kendi tozdan koruyucu gözlüğü olan Budisimli bir bull dog köpeği tarafından 1903 yılında yapıldı. Bu yolculuk keyifli bir yolculuk olmaktan uzaktı.

Kayıtlara göre, bu ekibin Kaliforniya’dan Vermont’a gitmesi 63 gün sürdü. Fakat bu rakam, atların kullandığı çamurlu yollarda batan arabayı çıkarmakla geçen günleri, nehir geçişlerini ve yedek parça ulaştıracak trenleri bekledikleri kasabalarda geçen zamanı göz önünde bulundurmuyor. Daha fazla sayıda ABD’linin araba sahibi olabildiği zamanlara gelindiğinde ise Route 66 asfaltlanmış ve batıya giden daha yolcu dostu bir yol haline gelmişti.

Into the Wild (Özgürlük Yolu) kitabı ve filminin ilham kaynağı Christopher McCandless, “Serbestliğin bizi her zaman heyecanlandırdığı gerçeği inkar edilmemeli. Beynimizde geçmişten, baskılardan, yasalardan ve bezdirici sorumluluklardan kaçışı çağrıştıran bir şey. Mutlak özgürlük. Ve yollar hep batıya çıkmıştır” diyor.

Yolculuk etmek; büyümeyi, kişinin kendini tanıması ve bu tanımanın getirdiği bilinmezlik öğesini –kiminle tanışacağınız, neler yaşayacağınız ve neler göreceğinizin bilinmezliğini- sembolize eder. Bugünün öncülerini yola çıkaran şey de bu. Bu kişilerin çoğu, günümüzde bir zamanların batıya giden ana yolundan Kaliforniya denilen cennete seyahat etmek için ABD’ye geliyorlar.

Yolun kurucusu olan Cyrus Avery, 1926 yılında, ABD’nin doğu yakasında yaşayan ve batıya seyahat etmekte olan insanların genelde giysi ve araç-gereç tedariklerini sağladığı St. Louis şehrine geldiklerinde izleyebilecekleri en iyi yolun güneybatıdan giden ve Kansas, Oklahoma, Teksas, Arizona, New Mexico, Nevada, Nevada eyaletlerinden sonra niyahet Kaliforniya’da son bulan yol olduğunu gördü.

Çok geçmeden, rota üzerinde kurulu yerlerde iş imkanları gelişti; yeni müşterilerin sürekli geliyor olmasından istifade eden ve bu kişileri kendi işyerlerine çekmek için rekabete giren restaurantlar, benzin istasyonları ve moteller kuruldu.

Bugünkü yolcular, Route 66’nın hala hizmet veren kısımlarını kullanarak isterlerse Joad ailesinin zorlu yolcuğunu, isterlerse de Easy Rider filmindeki bir kuş kadar özgür olmayı sembolize eden yolu takip edebilir. Eski yolculara hizmet vermiş olan moteller, restaurantlar ve benzin istasyonları hala görülebilir.

Route 66, artık batıya giderken kullanılacak en verimli yol değil, fakat bu yol hala geçmişte kalan ve yolculuğa çıkmanın keşfetmeye çıkmak demek olduğu, sadece bir yere varmak için bir uğraş olmadığı bir dünyaya açılan bir kapı olma özelliğini sürdürüyor.